Sign up with your email address to be the first to know about new products, VIP offers, blog features & more.

AKLIMIN ATEŞ BÖCEKLERİ

Yazar: Posted on

Uzun süredir içimde dolaşan hislerin, kelimelere dönüşüp birbiri ardına dizilivermesi gibiydi yağmurun yağması.

Boğucu sıcaklardan, migren azdıran lodoslardan, sert esen rüzgarın ardından bir anlık bir sessizlikten sonra başladı.

Hızlı, çabucak, kat kat dolmuş kabarmış içimin, fallarda olan ferahlamalarına benzedi. Tabağı çevirince aktı fincana telve, ay doğdu haneme.

Tıp tıp sesi, kulağımda kim bilir ne kadar zamandır şarkı çalmadan duran kulaklıklarımdan içeriye girince kalkıp pencereyi kanatlarından tutup sonuna kadar açtım.

Yine cümlelerim uzun, noktalarımın zamanı belli değil, üç noktalarım her yere saçılmış, virgül hiç uğramamıştı.

Noktalama işaretlerimden bağımsız yazıyordum.

O yüzden yağmurun çaldığı ara ziline kana kana koştum.

İçeriye giren yağmur damlalarının keskin kokulu serinliği ile toprağın kokusu kolkola girdiler içeriye.

Kapıyı açmamı beklerken itişip kakışan iki kıkırdak kız kardeş gibi coşarak doldular odama, ciğerlerime.

Geceden beri masanın başından kalkmadan yazıyordum.

Çok sancılı, sıcak, sıkıntılı bir günün ardından gece yarısına yakın çözülmüştüm. Harf harf kelime kelime bırakmıştım en sonunda ruhumun ilmeklerini.

Yazmaya oturup ta yazamadığım zaman korkuyordum. Ya olmazsa, ya bırakırsa beni yazmak, vazgeçerse benden, küserse bana, sevmezse beni.

Sonra aklımda uçuşan ateş böceklerini elimle kovaladım.

“Olmaz öyle şey , yazmak bırakır mı hiç seni” diye çıkıştım kendime.
Ah aklım aklım. Köşelerinde çarpanı, böleni, kaygısı, endişesi, sorgusu, suali, yargısı, öğretisi bol aklım.

Bomboş kağıda bir harf bile yazamadan, kalemin ucu ile sadece nokta diye koyabildiğim küçük ize bakarken bana saatler geçirten, o zaman diliminde beni şimdiden uzak, geçmiş ve gelecekteki yollardan yürüten aklım.

Hikayeler yakalamaya çıkmışken yola, hikayenin asıl kahramanının kendisi olduğunu, bu yolculuğun derinliğinde ilerleyebilen ve çoktan içinde bulunduğu dereden okyanusa açılmış küçük renkli balığı yazacaktın ya neden durdun yine?…

4 Responses
  • Damla Ozden Kayacan
    Mart 29, 2018

    Okudukca okudum, aktim aktim….
    Yuregine diline saglik…

    • Seçil Güven
      Nisan 12, 2018

      Damla’cığım teşekkür ederim, sevgilerimi gönderiyorum.

  • Selda Çokbilen
    Nisan 12, 2018

    Nedense Hiç çekti beni kendine .. tuttu beni ve kendini okuttu bana….
    Seçil kalemini seviyorum.. senden sonra bir kadın daha tanıdım senin gibi kelimelerin derinliğini naturasinda taşıyan… okumak istediğim, kitabı çıkmış hemem almalıyım.. diyeceğim iki kadın var şimdi.. sevgiler..

    • Seçil Güven
      Nisan 12, 2018

      Selda’cığım, ne özel bir tanım olmuş; “kelimelerin derinliğini naturasında taşımak”.
      Hep tutacağım bunu derinliklerimde çok teşekkür ederim güzel yorumun için.

Yorum yapmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir