Sign up with your email address to be the first to know about new products, VIP offers, blog features & more.

ÇEMBER

Yazar: Posted on

Kendi başıma bir yolculuğa çıkmayı ilk istediğimde 7-8 yaşlarımdaydım.
Tanrı sesimi duymuş olacak anneannemle birlikte misafirliğe gittiğimiz bir evin arka bahçesinden kimseye haber vermeden çıkıverdim.

Su içmek için girdiğim mutfağın, yarı açık duran diğer kapısından dışarıya meraklıca bir göz atınca birden üşüşen yüzlerce filtresiz fikir arasından en güzel üç tanesini tuttum, yakaladım.

Arka bahçeden kimseye görünmeden çıkabilmem için tek ihtiyacım ön kapıdaki ayakkabılarıma ulaşmaktı.
Çay ile dağıtılan kurabiye ve poğaçaları yolluk olarak ceplerime koydum.
Yanıma gördüklerimi not edecek bir kağıt ve kalemi de ödünç olarak ahizeli telefonun yanından aldım.

Tabii ki kimse yokluğumu farketmeyecek,  anneannem üzülmeyecek ve ben çok eğlenecektim. En azından benim planım bu şekildeydi. Hem sadece arka bahçeye gidiyordum.
Geri dönecektim zaten. Evden kaçmıyordum sonuçta.
Ama dönemedim.
Yolu kaybettim.
Anneannemi çok çok üzdüm. Üzdüm az kalır kalbine iniyordu.
Herkes panikledi.
Yokluğumu farkettiklerinde ben çoktan bahçe kapısından da çıkmıştım üstelik.
Bahçede kalmam gerektiğini düşünemedim.
Dahası dönmek istediğimde geri dönüş yolunu da bulamadım.
Hava karardı, ağlamaya başladım.
Yolluklar bitmişti acıktım, susadım.
Tuvaletim geldi.
Bir parka oturdum.
Bir çocuğun sığınabileceği en güvenli alanlar eskiden parklardı.
Yanıma yaklaşan iki kadın, annemin babamın nerede olduğunu sordu, ağlamaya başladım.
Anlattım olanları.
Evlerine götürmek istediler, gitmedim. Polise gidelim deyince daha çok ağladım.
Biri parkta benimle beraber kaldı, diğeri de gidip polise haber verdi.
İki kadın o arada karnımı doyurdular, çocuklarını da orada tutup benimle birlikte orada kaldılar. Bana göz kulak oldular.

Dört beş saat sonra da beni buldular zaten.
Anneannem beni görünce koşarak geldi sarıldı, sonra bir iki minik fiske bacaklarıma vurdu. Baktı içi el vermiyor bıraktı vurmayı tekrar tekrar tekrar sarıldı. Beni bıraktı kadınlara sarıldı, çocuklarına falan da sarıldı. Kimi gördüyse sarıldı. Şimdi düşünüyorum da ben ayaklarına kapanırdım herhalde.

Söylediklerine göre, yaşımdan çok büyük bir çember çizerek yürüyüp başladığım yere yaklaşmışım aslında.
Biraz daha yürüsem eve bile varabilirmişim.
Dedim ya geri dönecektim zaten. Kısa, eğlenceli ve tek başıma bir yolculuk istemiştim sadece.

Yolcular geri dönerdi. O zaman öyle biliyordum. Bütün yolculular geri dönerdi, dönmeliydi.
Ama öyle değilmiş. Bazıları dönmezmiş.
10 yaşımda arkadaşımı yazlıklarından gelirken trafik kazasında kaybettim.
20’lerimde üniversiteyi bitirirken gidenlerin, geri dönseler bile gittikleri gibi olmadıklarını anladım.
30’larımda gitmek mi yoksa kalmak mı daha zor diye düşünürken buldum kendimi.
40 yaşıma geldiğimde görüyorum ki geri dönmek diye birşey yokmuş.
Şimdi dön desen, tam olarak nereye döneceğimi de bilmiyorum zaten.
Bunca zaman da kendi etrafımda dönebilmişim sadece.
Değişmeyecek tek şey de buymuş.
Yine de ne olursa olsun yola çıkmak lazımmış.
Yol dediğin bir çember gün sonunda anladım.
Yana döne kendini bulmak için varmış…

Henüz Yorum Yok.

Yorum yapmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir