Bir ormanın içinde kendimi aramaya çıktım.
İyiler, kötüler, şifacılar, büyücüler, cadılar, ağaçlar, kuşlar, devler, canavarlar vardı.
Gizemli yemyeşil upuzun ağaçlardan, tazecik bal akan meyvalar sarkardı.
Işıklı perileri, çağlayan şelaleleri, keskin ve dik kayalıkları, sert esen rüzgarları, şiddetli yağmurların zamansızlığındaydık.

Her bir köşede bir anahtar içimde bir kilidi açıyordu.
Ormandaki en yüksek dağın zirvesine çıkıp, yukarıdan izledim olanı biteni.
Aşağıdaki derin maviliğin içinde gördüğüm, yine ilk önce kendimdim.
Hikayeler ceplerime doluyordu.

“Yazsana” diye fısıldadı bilge bir baykuş.
“Masal başlasın, sende uç istediğin gibi.” dedi.
“Uçamam ben kanatlarım yok” dedim.
“Kanatlara ihtiyacın yok uçmak için, yaz sadece” dedi.

O gün bugündür yazıyorum. Hiç düşmedim…

Kadın, aşık, çocuk, kardeş, anne, dost,
Çalışan, üreten, öğrenen, araştıran, soran,
Anlamını arayan, dinleyen, ifade eden,
Hep yolda ve bitmeyen çıraklıkta bir insanım işte.
Çok okuyan,
Hayallerinin peşinde koşan, hem cesur, hem korkak.
Ağlayan, hata yapan, kahkaha atan, öfkelenen bir
insan evladıyım öylece.

Meraklı, endişeli, kendi yolunda, yolunu da kaybeden.
Tutkulu, vazgeçmeyen,
Pes eden, naif, baş kaldıran, arkasını dönüp giden, geri de gelen işte.
İyisi, kötüsü, doğrusu yanlışı ile,
Anlatmaya tek bir kelime yeten, herkes gibi, herkes kadarım.

Ben, tüm bu varoluşlarımı anlamak için sadece YAZDIM.
Ben kendimi yazarken hep daha çok sevdim, daha iyi anladım.
Her şey olabilirim bu hayatta.
Ne olursam olayım her halimde yazmak, varlığımın özü.

Bu dünyanın bir nefesi var ise bana verdiği, benim vereceğim bir nefesim var ise bu dünyaya, o da
yazarak ancak, başkaca bir yola ihtiyaç duymadan…

Sevgiyle…