E-Bülten Aboneliği



HARMONİ
07 Ekim 2015/1276 Görülme

Hayatımda hep keskinlikler ve kesinlikler oldu benim. Keskin çizgilerim, çok belirgin ana hatlarım oldu.
Herkes anlasın diye kenarlıklarımı en kalında ayarladım. Olabildiğince duvarları yükselttim ki "alooo ben buradayım ama buraya herkes giremez" diyebileyim.
Silik ana hatları hiç hazzetmedim.
Keskin renkleri sevdim mesela. Siyah en sevdiğim renk oldu, hep ana renklerde kalmaya çalıştım. Ara renkler de neydi öyle.
Arada kalmak iyi birşey değildi benim için. Net olmalıydı duygularım, hareketlerim, sevdiklerim, sevdiğim müzikler. Tek tip insan sevmeliydim ben. Sevdiklerim benim gibi güçlü kararlı olmalıydı. Öteki türlüsü çok sıkıcıydı yapamazdım onlarla.
Nerede olduğu, hangi çizgide durduğum hep çok net ve belirgin olmalıydı. Bir konuda ne yana fikir vereceğimi bilmeliydi beni tanıyan insanlar buna göre hareket etmeliydiler.
 
Seçil bunu yapar demeliydiler. Hep çok önemli oldu bu benim için. Ayrıca onlarında fikirleri benimkiyle uyuşmalıydı. Karşı fikri dinlermiş gibi yapsamda gerçekten dinlemezdim insanları.
 
Seçtiğim yazarlar, dinlediğim müzikler, giydiğim kıyafetler her şey ama herşey her zaman her yerde aynı olmalıydı benim için.
Su olmayı hiç beceremedim. Duvar olmaktı benim tercihim.
 
Köşelerimle kendimi yaraladığımı farketmeden, en keskin noktalarını törpülemek yerine daha da keskinleştirip bileyerek dimdik ayakta durdum.
Yada durduğumu sandım.
 
Sessizlik güçsüzlüktü mesela benim için. Sesini çıkarmamak hiç bir şey söylememek, nasıl olabilirdi bu??? Haklı veya haksız konuşmalıydı insan. Savunmalıydı kendini. Her lafın bir cevabı olmalıydı. Her şeyin bir savunması.
Savunmayan insan güçsüzdü benim için. Dünyanın en güçsüz insanının kendim olduğunu anlamam çok uzun sürdü.
 
Herşey bir savaştı. Ve ben sanki girdiğim her savaşı kazanmalıydım. Biri bana böyle bir misyon yüklemişti.
"Her girdiğin savaşta, kiminle olursa olsun sen kazanacaksın" çipi takılmış gibiydi beynime. Çocuğuyla savaşırmı insan ? Ben savaştım…
Fikirlerimin değişmesini ayıp saydım mesela. Bir konuda bir fikrin var ise o konuda fikrimin değişmesini ikna olmayı güçsüzlük olarak düşündüm.
 
Bir gün çok üst düzey bir yönetici bana "niye bu kadar katısın ki beni küçük bir çocuk bile ikna edebilir mesela” dediğinde yüzüme tokat yemiş gibi oldum.
O zaman Ada yoktu tabii ve ben diğer konularda olduğu gibi çocuk konusunda master degree boyutunda sığ bir insandım.
 
Hızlı, seri ve çabuk hareket edilmeliydi mesela. Herkes benim düşündüğüm gibi düşünmeliydi. Özellikle iş yaptığım insanlar ve hayat arkadaşım. Aksini düşündüklerinde dinlemezdim bile. Ama ile başlayan cümleler kurar dururdum.
 
Yemek sadece tek tip severdim , farklı tatları burnumla koklar tadına bile bakmaz, görüntüsüne aldanırdım.
 
Kalbimle mi yaşadım ben gözlerimle mi.
 
Bu kadar sevgi dolu olmaya çalışırken bu kadar yüzeyde kalmayı becerebilen bir iki yüzlülüğümde olmuş demek ki.
 
O kadar kendimi yerden yere de vurmayayım lütfen sevdiğim insanları çok sağlam sevdim. Sevgili, dost, kardeş, arkadaş, anne, baba, çocuk…
Onları dünyanın en mutlu insanı yapabilmek, gözlerindeki enerjiyi görmek benim için herşeyden önemliydi. Bu noktada da sınır tanımadım. Bu kadar güldür güldür akınca istenmeyen tahribatlara yol açmadım değil sevdiğim insanlarda.
Keşke beni bu kadar sevmeseydin dedikleri noktalara getirttiklerim olmuştur eminim.
 
Dedim ya ortam, aram, geçiş noktalarım yoktu benim. O kalın anahatlarının sonrası keskin derin uçurumdu.
Herşey tekti.
Evet insanın bir duruşu olması çok güzeldi de benimki duruş değildi. Herşeyi aynı şekliyle ve aynı şekilde yaşamaktı. Dış dünyadan korkup kendi kalın duvarlarının içinde kendini hapsetmekti.
 
Farklılığın, çeşidin ve bunların harmanının bir aradaki güzelliğini savunurken kendime bu fırsatı vermedim.
Irkçılara bu kadar kızmamın nedeni bu belki...
Ben kendi içimde kendime ırkçıydım, kendi harmonime izin vermeyerek.
 
Şimdi ne mi yapıyorum , bütün bunların farkına varıyorum.
Hayatın beni sürekli hayatıma almak istemediklerimle sınıyor olmasını anlıyorum.
Ben ne yapıyorum' a deli gibi kafa yoruyorum.
Özümü koruyup, kendimi farklılıklarla harmanlamaya çalışıyorum.
Duvar bin parça taşa bölündü. Zerreciklerine ayrılıp suya karıştı.
Daha ne olsun. Şükürler olsun. Kendimi ne kadar sevsem az…Opal_stone_making_10
< Önceki YazıSonraki Yazı >

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yapılmamış...

Yorum Yazın

İsim Soyisim
E-Mail
Yorum
Gönder
Yorum Kuralları
1 - Yaptığınız yorumun, yazıyla alakalı olmasına özen gösteriniz
2 - Yazım ve dil bilgisi konusundaki hassasiyetinizi yorumlarınızda da gösteriniz.
3 - Her zaman nazik bir üslup kullanmaya özen gösteriniz.
4 - Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, site sahibi yorumunuzu yayınlama ya da yayınlamama hakkına sahiptir.

E-Bülten Aboneliği



Copyright © 2017 | ADA YAZILARI - Tüm Hakları Saklıdır.