E-Bülten Aboneliği



Benim Migrenim
18 Aralık 2014/895 Görülme

Migraine is a chronic neurological disorder characterized by recurrent moderate to severe headaches often in association with a number of autonomic nervous system symptoms. The word derives from the Greek ἡμικρανία (hemikrania), "pain on one side of the head",[1] from ἡμι- (hemi-), "half", and κρανίον (kranion), "skull".[2]” Wikipedia 1998 yılından beri Bay Migren ile birlikteyim. 16 yıldan beri, beni insanlıktan çıkaran ağrı nöbetleri dursun diye kullandığım ilaçlar buradan Çin’e yol olur. Aldığım Apranax Fort ve/veya Relpax yerine direk etken maddelerini damardan alsam onların bile etki etmekte zorlanacaklarını düşünüyorum. Ağrı gelmeden hemen önce yaptığım cadılıklardan, huysuzluklardan ve terbiyesizliklerden bana fenalık geldi, ancak Bay Migren durumdan gayet mutlu. O korkunç ağrı beynimin içinde gelmek istediği zaman o kadar hızlı yol alıyor ki hangi noktada tetiklenip, geldiğini anlamak için filmi 20 kere yavaşlatılmış hali ile bile izlemek yetersiz olabilir. Kafamın yarısına ne zaman gelip, ne zaman yerleşiyorsun, ben o arada ne yapıyorum gibi sorular tamamen cevapsız ve muamma. Başımda başladığı kısım o kadar ağrır ki "yeter, ölmek istiyorum" dediğim anlar biliyorum. Kafamın yarısını tamamen ele geçirdikten sonra ilk hedef gözlerim... Oraya iki küçük adam gönderir. Birisi gözümün arka tarafından göz bebeklerime tokmakla vururken diğeri beynimin kalan yerlerinde yol açmak için eline geçirdiği tırmığı, küreği kullanır. "Durun , noluyoruz" derken birden 30 kadar fil beynimin içinde önce ısınır sonra son sürat futbol oynamaya başlarlar. Muhtemelen de kullandıkları top benim kafatasımdır. Bu kadar sarsıntıya birde üzerine mide bulantısı eklenir ki en fenasıdır. Zaten ağrıyan başa birde öğürme reaksiyonu eklenince bilincim kaybolur. İlaç dışında yapılan oksijen çadırı, damardan ağrı kesici , mide bulantı hapı, buz banyosu, nane yağı, kolonya, başın çeşitli şekillerde sıkılması v.b. tıbbi ve alternatif tıbbi yöntemlerin hiç birisinin kar etmediği nokta son noktadır. Tabii artık bu noktaya kadar susmuş olan vücut direncim, yeteri kadar hırpalandığımı düşünmüş olacak ki şalterleri indirir ve beni derin bir karanlığın ve sessizliğin içine alır. Cenin pozisyonunda izole ve bilinçsiz bir şekilde anne karnı sıcaklığında yatırır, bir süre bekler ve kendi tamiratına başlar. Düşünce yok, aksiyon yok, kalp atışlarım ve yaşama dair nefes alıp vermek dışında hiç bir şey yok. O tamirat ne kadar sürerse artık. Her migren nöbetinden sonra biraz mazoşistçe olsa da temizlenmiş ve arınmış hissederim. Üzerime bir dinginlik ve huzur çöker. Büyük bir savaştan çıkmışım ve hayatta kalmışım. Şaşkın, sakin, huzurlu ama çok çok yorgun... Nöbetlerimin sayısı ve şiddeti artmaya başlayınca tekrar doktor kontrolüme gittim. Depresyon ilacı ve önleyici ilaç verip sürekli kullanmamı önerdi. Depresyon ilacı mı ??? Neden ??? Beynim hayır dedi, kalbim de hayır dedi, dahası mantığım bile bunu kabul etmedi. Bunu yaşamaktan haz duymuyorum tabii ki; yaşam kalitemi, enerjimi ve ruhumu alıyor. Ancak ; Doğal süreçle ve bir nedenden dolayı gelen ağrıyı önlemeye çalışmak bana pislikleri halının altına itmek gibi geldi. Hayatımı yaşarken, içimde hissettiğim her duyguyu doya doya yaşayıp, içime çekmek yerine bir depresyon ilacı ile herşeye aynı tepkiyi verecek hale gelmek kendime yapacağım en büyük haksızlıkmış gibi geldi. Anladım ki Migren’im içimde kalan ne kadar kötü enerji ve kalıntı var ise temizleyip alıp götürüyor aslında. Bu benim doğal sürecim ve bana hayati tehlike yaratmıyor. Evet ağrı beni perişan ediyor ve o ağrı geldiğinde mutlaka müdahale edilmesi gereken noktalarım oluyor. Ancak daha gelmeden önüne kimyasal bir set çekmeye çalışmak benim yapmak istediğim bir şey değil. Ve karar verdim, bir seçim yaptım. Migrenimi sevgiyle kabulleniyorum ve ona sevgimle yaklaşıyorum. Kimbilir içimdeki hangi kötü enerjiyi atmak için bu kadar uğraşıyor. Benden olanı ve benden geleni bu kadar itekleyip hayatımdan atmak yerine onu şifalandırmak için çalışacağım. Bunun yolu nereden geçiyor bulacağım. Kalbimin ruhumun ve beynimin enerjisi bunu şifalandırmayı öğrenmek için de kullanacağım. Bir sonraki nöbetin gelmesi için sabırsızlanıyorum diyemeyeceğim ancak geldiğinde birlikte bir iş birliği içinde olacağımız kesin. Uzun bir yol bizi bekliyor gibi. Savaşarak barışa yol bulunmuyor...Şifa olmak, şifalandırmak gerek... Sevgiyle

< Önceki YazıSonraki Yazı >

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yapılmamış...

Yorum Yazın

İsim Soyisim
E-Mail
Yorum
Gönder
Yorum Kuralları
1 - Yaptığınız yorumun, yazıyla alakalı olmasına özen gösteriniz
2 - Yazım ve dil bilgisi konusundaki hassasiyetinizi yorumlarınızda da gösteriniz.
3 - Her zaman nazik bir üslup kullanmaya özen gösteriniz.
4 - Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, site sahibi yorumunuzu yayınlama ya da yayınlamama hakkına sahiptir.

E-Bülten Aboneliği



Copyright © 2017 | ADA YAZILARI - Tüm Hakları Saklıdır.