E-Bülten Aboneliği



Sınırlar
29 Nisan 2016/976 Görülme

Bazı kelimeler beynime yanlış kodlanmış. Sınır deyince özgürlüğün tamamen kısıtlanması, istediğini yapamamak, varmak istediğin noktaya gelememek diye algıladım yıllarca. Bu yüzden, özellikle çocuklara, can güvenliklerine zarar gelmeyecek konular dışında sınır koyulmaması gerektiğini düşünürüm. Ada’nın özgürce resim yapmasını isterim mesela. Kağıtlar yetmez bunun için, duvarlar da boyanmalı bana gore. Özgürce resim yapabilmek büyük alan gerektirir çünkü benim kodlarımda. Ada’nın odasındaki duvarları da tuval olarak kullanmak için babasından izin alabilmek pek kolay olmadı. İzni aldık ancak bir şartla; sadece bir duvar. “Neden? Anlamadım, niye sadece bir duvar” dedim “O duvarı bitirirse ve bundan hoşlanırsa diğer duvara geçer” dedi. “Neden? Bırakalım istediği duvardan başlasın” dedim. “İnan bana bu kadar küçük bir çocuğa bir duvar bile fazla. Dinle sen beni.”dedi. Uzatmadım, eşref saatime denk geldi, dinledim… Bir iki ay sonra bir eğitime gittim. Oradaki eğitmenlerden ve hayatıma dokunan kadınlardan biri Charlotte Gabay’a yukarıda geçen konuşmayı anlattım ve neden resim kadar masum bir konuda sınır koymamız gerektiğini anlayamadığımı söyledim. - Neden sınır koymak zorundayız. İstediği her yeri boyayamaz mı? - Evin her yerini boyasın mı istiyorsun? - Evet,benim için hiç bir sakıncası yok. - Peki, sen İsviçre’de izin verilenler haricindeki duvarlar boyanırsa bunun cezasının hapis olduğunu biliyormusun?... - Hayır ?!!!! “Sen çocuğuna bu sınırı koymazsan ve sınırlar olduğunu toplum içine çıktığında ve es kaza İsviçre’ye giderse hapse girerek öğrenmesini mi istiyorsun? Ya da okula başladığında okuldaki tüm duvarları evindeki gibi özgürce boyaması ve bunun sonucuna katlanması mı istediğin. Bu gerçekten sınırsızlık mı yoksa sorumsuzluk mu?” diye sordu. “Tabii ki duvarları boyasın. Tabii ki özgürce resim yapsın ancak bunu sadece izin verilen alanlarda yapsın. Zaten içinden gelen sınırsızlıksa yerin ve alanın büyüklüğünün bir önemi var mı?” dedi. Bu eğitimin üzerinden tam bir yıl geçti. Koskoca bir yıl. Ara ara bu konuşma aklıma gelince tam olarak oturtamadığım için kafamda “ama” ile başlayan cümleler kurdum durdum sınırlar ile ilgili. Geçtiğimiz hafta Ada, okula gitmek gibi, seçim kabul etmeyen bir konuda çok ciddi direnç gösterdi. Şu anki eğitmenim ve yine hayatıma dokunan kadınlardan biri olan Güner Yılmaz bana şunu sordu. - Hiç mecbur kaldığı bir şey oldu mu ? “Hayır” dedim, hep ikna ettik. - İkna ettiğinizi sandınız çünkü hep kendi istedikleri oluyordu sonuçta ama mecbur kaldığını görünce gerçek tepkisi ortaya çıktı. Sonra aklıma geldi, bir gece arabada emniyet kemerini takmak istemediğine karar verdi ve takmamak için çığlıklar atarak bağırmaya başladı. Tam 1,5 saat onu ikna etmek için çabaladım. Ve arabayı o ikna olmadan hareket ettirmeyip gece yarısına kadar beklettim. Bunu anlattım. “Ciddi misin?” dedi. “Çok sabırlıymışsın. Gerçekten bir buçuk saat dayanmış olmana inanamıyorum ve dahası onun güvenliği için kural olan birşeye ikna etme konusunda çabalamış olmana da inanamıyorum!” dedi. O zamanı O’na ben verdim. Zaman, çocuklar için birşey ifade etmiyor ve ben o sınırı onun anlayabileceği noktada çizmedim. Herhalde orada daha 1,5 saat daha beklerdim. Ve bana ancak dank etti. Bir alkış bana, bir alkış köşelerden sığamayan jetonlarıma. İstediği bir şeyi yapma konusunda sınır koyamıyorum. Çünkü sınır koymanın çocukta bir travma olacağını düşünüyorum. Bunu yapamadığım içinde sürekli konuşarak ikna etmeye çabalıyorum. Koyulmayan sınır veya kararlılıkla uygulanmayan kural gelip suratımın tam ortasına çarpıyor. Ne ağlamasın ne de üzülmesin diye yapıyorum aslında bunu. Sınır koymam gerektiği aklıma gelmiyor. Çünkü bu konu üzerine çalışmıyorum. Ancak uyku saatinde beşinci kitabını okumamı isteyince, okula girerken ben biraz daha kalayım diye bacağıma koala gibi tutunmaya, babasının fotoğraf makinasını kekin resmini çekeceğim diye hamurun içine batırmaya, benim cep telefonumu su dolu bardağa bırakmaya, 2 çeşit yemek varken üçüncü çeşit yemek için tutturmaya, benim kitaplarımı boyama kitabı olarak kullanmaya başlayınca işin rengi değişiyor. Çünkü bir yerde verilen sınırsızlık dalga dalga yayılmaya başlıyor. O zaman da katı kurallara yönelme eğilimim oluyor. Kesinlikleler, aslalar, bir dahalar giriyor devreye. Sadece dengesizliğim sınırsızlaşıyor kısaca. Çocuğuma verdiğim bu sınırsızlık ne beni mutlu ediyor ne de O’nu. Böyle bir uçtan öteki uca ani geçiş yapınca da bu kadın ne yapıyor diye anlamsızca yüzüme bakarken yakalıyorum oğlumu. Tüm bu düşüp kalkmalarla, bir sarkacın diğer ucundan diğerine gidip gelmelerle öğreniyorum ve emin oluyorum ki; çocuklar yerinde ve tadında tutarlılığı, şefkat ve ılımla bütünleşmiş sınırları ve kuralları seviyor. Bu onlara kendilerini güvende hissettiriyor, engel değil daha çok teşvik ve özgüven yaratıyor. Her çocuk eşsiz dolayısıyla kıyaslama kabul etmiyor. Hiç bir çocuğun sınırı bir diğerininkini tutmuyor. Kendi çocuğumuzu gözlemlemek, gerektiğinde annelik duygularını bir kenara bırakıp objektif değerlendirmek ve buna göre hareket etmek gerek. Hiç bir kıyasa girmeden, O’nun gelişimine gore sınırlar koymak, zamanı geldiğinde bunları genişletip, değiştirip, gerektiğinde kaldırmak veya yenilerini eklemek, çocukla annenin ilişkisini de inanılmaz dengede tutuyor. Dengede tutan sınır iyi hissettiriyor. Bu arada, odanın tüm duvarlarını boyamak konusunda adım adım sınırlarımızı genişlettik ancak söz verdik kendi odasının dışında evde herhangi bir yeri boyamayacağız J

< Önceki YazıSonraki Yazı >

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yapılmamış...

Yorum Yazın

İsim Soyisim
E-Mail
Yorum
Gönder
Yorum Kuralları
1 - Yaptığınız yorumun, yazıyla alakalı olmasına özen gösteriniz
2 - Yazım ve dil bilgisi konusundaki hassasiyetinizi yorumlarınızda da gösteriniz.
3 - Her zaman nazik bir üslup kullanmaya özen gösteriniz.
4 - Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, site sahibi yorumunuzu yayınlama ya da yayınlamama hakkına sahiptir.

E-Bülten Aboneliği



Copyright © 2017 | ADA YAZILARI - Tüm Hakları Saklıdır.