E-Bülten Aboneliği



Hangisini Seçecek ?
01 Mayıs 2016/4798 Görülme

Feribottayız. Ada 1 yaşında.  Bir kadın çocuğuna yedirdiği top kekten, Ada şaşkın şaşkın kendisine baktığı için, bütün iyi niyeti ile Ada’ya uzatıyor. Herşeyi ağzıyla tanıma noktasında olduğu için oğlum top keki ağzına atıveriyor.

İlk defa şekerli bir besinle tanıştığı an… Kızgınım, yenilmiş ve haksızlığa uğramış hissediyorum.

Benim şeker ve şekerli gıdalar ile ilgili ciddi süreçlerim oldu, hala bir mücadele halindeyim. Bu nedenle kendi kendime söz vermişim; Ada’nın gelişim sürecinde olabildiğince uzak tutacağım onu bu tip besinlerden. Ben hamileyken ve emzirirken dahi vücuduma şeker almamışım, kendimi koruyamadığım gibi korumuşum kollamışım O’nu.

Kadına kızgınlığım uzunca bir süre geçmedi. Çok nazik bir şekilde, şekerli besin henüz vermediğimi, bir anneye danışmadan çocuklara bir şey verilmemesi gerektiğini düşündüğümü söyledim.

Verdiği cevap tabii ki kendi penceresinden doğruydu; “Öyle bakınca kıyamadım, dayanamadım, canı istemiştir diye düşündüm” Lakin kaçırdığı nokta, her çocuğun, yeni her olaya, aşağı yukarı aynı dikkat ve merak ile baktığı idi.

Yine de bu kadar çatlak su kaçırmaz diyerek devam ettim korumaya şekerden oğlumu.

Parktayız, yaşlı bir amca geldi, elinde bir torba lollipop. Yine bütün iyi niyeti ile parktaki çocuklara dağıtıyor. Mutlu olsunlar, sevinsinler diye. Tüm çocuklar alırken alma diyemiyorsun. O paketi olabildiğince geç açma veya onu ağzına götürmeden yok etmek üzerine tüm çaban. Tabii ki çocuğa travmalar yaşatmadan. Çünkü biliyorsun; kaçırmaya çalıştığın her şey gelir seni bulur. Yasakladıkların baskılanır, sonra daha büyük dalgalar halinde gelir üstüne üstüne.

Markette alışveriş yapıyorsun çocuğunla. Bir marka, puding standı açmış, bir diğer marka soğuk çay. Satış elemanı uzatıyor minicik bir kapta denesin diye.

“Denemek istermisiniz?, Bir sakıncası var mı?” diye soran yok.

Nazikçe onları da uyarıyorsun. Vazgeçmeye hiç niyetin yok.

Etraf, çocukları mutlu etmek için ellerinde şekerle dolaşan birey dolu.

Herkesle, her bir olayla savaşabilir misin?. Anneysen eğer, içinde öyle bir güç var tabii ki ancak bir noktadan sonra sen savaşmayı bırakmalı o bununla başa çıkabilecek düzeyde olmalı, bunu da biliyosun.

Yanında birileri çikolatalı pasta yerken, hayır evladım sen yemeyeceksin diyebilirmisin?.

Dikkatini çekersin başka bir şeye. Damak tadı bilmez ise nereden bilecek ki? Devam uğraşmaya.

Etrafta herkes tüm o janjanlı ambalajlı gıdaları tüketirken, onu uzak tutabilir misin?. Özellikle büyükler bunu yaparken…

Kuruyemiş, kurumeyve, meyve, çiğ fındıklar, bademler, cevizler dolu evin her yanı, çantalarımın içi, arabamız.

Ve her yerde çocukların ilgisini çekmek için hazırlanmış, binlerce ambalajlanmış ürün. İçinde sodium, glikoz şurubu, bilmem kaç çeşit katkı boyası, koruyucu, kimyasala dair ne ararsan var.

Üstelik ben bir kimya mühendisiyim!….

Çok ciddi bir mücadele bu. Doğal gıdalar, ambalajlı gıdalara karşı.

Ambalajlı yiyeceklerin zırhları var, üzerlerine giymiş oldukları süslü kıyafetleri ve renkleri.

Bol şekerli, bol karbonhidratlı, doyurmayan, iştah kesen bir süre sonra bağımlılık yapan milyonlarca ambalajlı ürün cenneti gibi tüm dünya. Belkide bu gerçekten bir cehennem.

Üstelik işim gereği; daha ürün kısmına gelmeden, o ambalajların yapım süreçlerini biliyorum. Herşey el değmeden, her işletme mis gibi artık. Uğur Dündar zamanında ki gibi değil ortalık.

Ama ya ambalajın yapımında, daha gösterişli, pratik ve kullanışlı olsun diye kullanılan o kimyasallar ve içerisindeki ürünün içeriği. İstediği kadar el değmesin. El değse belki daha doğal olacak cinsten.

Marketler, AVM ler, yollarda dolaşan pamuk şekerciler, adım başı kurulmuş dondurmacılar.

Glikoz şurubu ile hazırlanmış yiyecekler. Anlık mutluluk yaratmak üzerine kurulmuş bir dünya. Çocuk ağlamasın, gülsün, mutlu olsun diye.

Doğumgünü pastalarını üç boyutlu ve konseptli hale getiren şeker hamurları.

Konsantre meyve suları, şekerli, gazlı içecekler.

Ambalajın içerisine giren her sağlıklı yiyeceğin sağlıksız bir yığına dönüşüm sürecini bu kadar yakından görürken, bu kadar bilinçliyken bir taneden bir şey olmaz diyemeyecek hale geliyorsun.

Buda benim vermem gereken sınavlardan biri demek ki.

Bununla mücadele etmenin ne kadar yorucu ve bir noktadan sonra ne kadar beyhude olduğunu görüyorsun. Bir değil bin tane yiyecek var. Yine de vazgeçmiyorsun. Vazgeçemezsin. Gelecek çünkü elindeki. Geleceğin en güzel, en yalın ve en işlenmemiş hali.

Yapabildiğin kadar, yoğurdundan ekmeğine evde yapıp yediriyorsun. Yararlı karbonhidrat, protein, meyve, sebze dengesi kurmaya çalışıyorsun yemeklerde. Bir milyon deneme yapıyorsun yararlı besinleri en güzel sunumla yedirebilmek için. Hangi besin hangisi ile uyumlu okuyup öğreniyorsun, araştırıyorsun.

Organik gıdalara yöneliyorsun, organik çiftlikler buluyorsun, hatta oralarda bir inek kiralıyorsun, sadece onun sütünü içsin diye.

Bunu alamayan milyonlarca çocuk var dünyada diye düşünürken için acıyor 6 tane organik yumurtaya 30 TL vermeye, yinede durumun var ise veriyorsun.

Kendi besi yumurtanı kendin yapabilecek hale gelebilsen abartıp belki onuda yapacaksın.

Sonra o yumurtanın yarısı atılıyor, çünkü senin istediğin miktarda değil, midesinin alabildiği miktarda yiyor çocuk. Öteki tarafta açlıktan ölen çocuklar görüyorsun. Daha da bitmek bilmez bir kaosun içinde sallanıp duruyorsun.

Çocuğa kızıyorsun bazen bitirmeyince. “O yemeği bulamayan, açlıktan ölen çocuklar var biliyor musun?” diyorsun. Bakıyor suratına anlamıyor. Açlık ne demek, ölüm ne demek. Algılamıyor o güzel, saf, taze beyni.

Ve bu hiç bitmeyecek bir süreç. Milyonlarca örnek var saymakla bitmeyen.

Zaman içinde kendi evinden, ailesinin kristal küresinden çıkıp topluma karışacak. Toplum hazır yiyecek tüketen, tüketmeye sevk eden bir noktada. Topluma da kızamazsın, suçlayamazsın kimseyi ve hiç birşeyi.

Serbest mi bıraksam acaba diyorsun. Bırakıyorsun, bu seferde ipin ucu kaçıyor. Sınırlarını ve seçimlerini o belirlemeye öğrenene kadar sen belirleyeceksin. Mecbursun.

Okul önünde 10 TL ye uyuşturucu satılan bir dünya da yaşıyorsun çünkü. O anda doğru seçimi yapabilecek, ona itibar etmemeyi öğrenecek bir birey yetiştirmek tüm gayen.

Kendi yolunu bulacaksın öyleyse. Eğer, tek bir bireyde başlıyor ise değişim. Ve anneler artık daha bilinçlilerse bu konuda, boy boy hazır gıdaların, ambalajlı gıdaların zararlarından bahsediliyor ise sen çizeceksin yolunu çocuğunla birlikte.

Öncelikle, annesi yanında olan hiç bir çocuğa, annesine sormadan, izin almadan, danışmadan yiyecek birşey vermemek üzerine yoğunlaşacaksın. Vermeye çalışanı nazikçe uyaracaksın. Tabi bu izni, vereceğin şeyi çocuğa göstermeden alacaksın.

Özellikle toplu alanlarda, okullarda verilen besinlerin, yemek listelerinin gözden geçirilmesi ve tüm annelerin bununla ilgili farkında olması önemli. Tavuğun hiç bir okulda yedirilmemesi gerektiği bir noktadayız. Anneler hep birlikte aynı fikirde olurlar ise okullar, üretici firmalar  bunlara daha çok özen göstereceklerdir.

Bu kısım ayrıca besin alerjisine dikkat etmek için de önemli. Yararlı bile olsa süt, peynir, fındık, fıstık, yoğurt, muz, ceviz, yumurta, tavuk, balık vs gibi yiyeceklere alerjisi olan binlerce çocuk var herşeyden önce.

‘Besin Alerjisi Farkındalık Haftası’ bile kutlanıyor artık.

Sonra olabildiğince gücüne kuvvet, evde yapıp taze taze yedireceksin. Kendin hazırlayacaksın gerekirse paketini. Pazara gideceksiniz birlikte, kendin yapacaksın salçanı, turşunu, reçelini, böreğini, şekersiz kekini, gerekir ise meyveli dondurmanı. Hatta birlikte yapacaksınız. Hem daha uygun fiyatları hem de daha güzel.

Arada ki su kaçıran çatlağa çok takılmayacaksın böylelikle. Yorgun olduğunda, doğumgünlerinde, haftasonu pikniklerinde, tatillerde bırakacaksın kendini de, onu da.  O zamanları hem çocuğunun hemde kendinin nefes alma alanları olarak bırakacaksın.

Evet biliyorum, dünyada bu kadar aç çocuk varken, buna takılmak çok büyük çelişki zaman zaman.

Ancak tutabildiğimiz kadar çocuğu bu gıda teröründen uzak tutmakla yükümlüyüz, çünkü yetiştirdiğimiz sağlıklı nesiller yön verecek bu dünyaya. Ve onlar da ihtiyacı olan arkadaşlarının ellerinden tutacaklar.

Sahilde duran denizyıldızlarını denize gönderen adamın dediği gibi , O’nun için farketti…

Sevgiyle ve sağlıkla

http://www.istanbulparent.com/konuk-yazarlardan/annelerin-hazir-gidalarla-imtihani/
 
< Önceki YazıSonraki Yazı >

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yapılmamış...

Yorum Yazın

İsim Soyisim
E-Mail
Yorum
Gönder
Yorum Kuralları
1 - Yaptığınız yorumun, yazıyla alakalı olmasına özen gösteriniz
2 - Yazım ve dil bilgisi konusundaki hassasiyetinizi yorumlarınızda da gösteriniz.
3 - Her zaman nazik bir üslup kullanmaya özen gösteriniz.
4 - Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, site sahibi yorumunuzu yayınlama ya da yayınlamama hakkına sahiptir.

E-Bülten Aboneliği



Copyright © 2017 | ADA YAZILARI - Tüm Hakları Saklıdır.