E-Bülten Aboneliği



Bir Doğumgünü Daha Bitti
07 Haziran 2016/3971 Görülme

Sene 1980,  üç yaşındayım, annem ve babam bana bir doğum günü partisi yapmış. 

Elimde bir oyuncak kutusu ve tüm resimlerimde ağlıyorum. Annemin kucağında, tek başıma, arkadaşlarımla, çekilen her resimde, yüzümde ağlamaktan katılmış bir ifade. 

Kocaman bir pastam var, annem acaip hazırlanmış, sevdiğimiz herkesi çağırmış ama yok!  

Ben, bana mısın demeyip ağlamaya devam etmişim. 

Artık neye bozulup, ne için sıkıldıysam. 

Kimse de evladım sen neden ağlıyorsun neyin var falan dememiş herhalde ki ben tüm fotoğraflarda aynı ifadedeyim.

Ya da, üstüme düşüldükçe şımarıklık yapıp daha çok ağlamışım. 

E tabi düşünemiyor çocuk kafa, sene 1980, yer Çerkezköy, o imkansızlıkla fotoğrafçısına varana kadar tutmuş insanlar da yine de bana yaranamamışlar, yazık. 

Ya fotoğraf çektirmeyi sevmiyorum demek ya da doğum günü kutlamayı veya ikisini birden ki bu kadar ekşimiş bir suratla geçirmişim tüm günü. 

Aslında konu tam olarak şu; O surat, Ada'da da ekşimesin diye, beni iki ay öncesinden alan bir doğum günü telaşı hali ve bu halin yarattığı tahribat. 

Oluruna bırakamama, her şeyi kontrol etme isteği, kafada planlar, programlar, yol haritaları, yapılacaklar listesi.

Sakin, basit birşeyler hazırlamaya çalışırken detaylarda boğulma, gereksizlerle kafamı doldurma, enerjimi sömürme, yetmeyip çevremdekileri de strese sokma durumları.

Korkunç vesveseli ve stresli bir insan haline dönüşmekle, sakin ve huzurlu bir insan arasında ki o ince çizgiden defalarca düşmeler.

Herhalde birisi bir gün bana aynı doğum gününü bir kaç kere kutlayacaksın dese, bir kere neyimize yetmiyor!!! diye ağzının üstüne çarpasım gelebilirdi.

Ama oluyor işte. Bu sene 21 Mayıs'tan beri Ada'nın doğumgününü bir kaç kere kutladık.

En sonuncusu bugün okulunda oldu. 

Benim tüm vesveselerime, endişelerime rağmen Ada çok keyifli bir süreç yaşadı. O surat hiç ekşimedi, çok eğlendi.

Güldü, dans etti, oyunlar oynadı, şarkılar söyledi. Keyfi çok yerindeydi, heyecanlıydı, herşeye bir çare buldu, herşey de çok yolunda gitti.

Gün sonunda mutluluktan yorgun düştü, o minnacık koltuğunda, huzurla uyuyakaldı. Bu da bana yetti.

Ben mi ? Benim surat kutlamalarda hiç ekşimedi, aksine çok keyifliydi.  

Bu 15 gün süren doğumgünü sürecinden çok şey öğrendim aslında;

Bu kadar detayı düşünmesem de olurdu, Ada yine çok mutlu olurdu eminim. Çocuklar kendi hallerinde kalınca içten ateşlemeli bir mutluluğa sahipler çünkü. 

Ama birilerinin de plan programı yapması gerekiyor ailede. Bizim ailede de o şanslı insan benim. Üstelik hayatımızda sadece doğumgünü organizasyonu olmuyor. 

Bir kere kabullendim. Artık, “niye ben, yine mi ben” demeyip, organize olup, olabildiğince destek alıp, elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Bununla birlikte bu kadar şeyi yaptım diye yükselen beklentime haddini bildirdim.

Kimse istemiyor sonuçta benden bunu, böyle yaşamak benim kendi tercihim. 

Olmuyorsa, basitleşmeyi deniyorum.

Daha olmuyorsa, peki, deyip bırakmaya çalışıyorum.

Daha da olmuyorsa “ehhh ben de insanım, bu kadar yapabiliyorum, bununla idare edin arkadaş diyorum” ki buna sanırım son nokta diyorlar.

Bazen dank etmesi için o noktaya gelmek iyi geliyor. 

Duygularımı ve kendimi daha çok dinler oldum.

Çok sıkılınca, streslenip mızmızlanıp, söylenip durmaya başlayınca, üç beş dakika durup, “tam olarak ne istiyorsun canım sen” diye soruyorum kendime. Kardeşimden öğrendim, inanılmaz işe yarıyor, mutlaka deneyin.

İfadeyi tek bir kanaldan yapmamaya, içimde ki gerçek duygunun ne olduğunu ortaya çıkarma peşine düştüm. Bunu bulmaya çalışırken öfke, eğer gerçek değilse balon gibi ben bile anlamadan sönüyor. 

Kendime kızmaları falan bıraktım gibi, kızacak yerlerim de ağrıyor bir yandan sanki. 

Bütün bunları 15 günde nasıl öğrendin derseniz, hazırlık aşamasında o surat baya ekşidi ama bu sefer ekşiten nedenlerin köklerine doğru indik diyelim…

Az kaldı, o gün, üç yaşıma girerken, neden o kadar ekşidiğimi ve ağladığımı bulacak kadar çocukluğuma ineceğim…

Devam ediyorum kısaca…Gayet olduğum gibi, içimi dışıma yansıta yansıta devam ediyorum... 

 

Ada’ma…Hayatıma, gözlerimi kamaştıracak kadar ateşböceği serpiştirdiğin için,

Rüstem’e…Benimle sınandığın bir gerçek ama bu kadar sınavı bir an bile vazgeçmeyen bir sevgiyle ve aşkla verdiğin için,

Ayşenur ‘a…Bütün ekşilerimin alt nedenlerini bulup en altta ki ballı kaymağı kendim için kullanmamı sağladığın için,

Ve tabii ki kendime… Farkettiklerimle kendime yeni yollar açıp ilerleyebildiğim için.

Teşekkür ederim…Bu yazı sizin için...

Hayata, aileme,  dostlarıma, tüm sevdiklerime teşekkür ederim…

 

 

 

 

< Önceki YazıSonraki Yazı >

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yapılmamış...

Yorum Yazın

İsim Soyisim
E-Mail
Yorum
Gönder
Yorum Kuralları
1 - Yaptığınız yorumun, yazıyla alakalı olmasına özen gösteriniz
2 - Yazım ve dil bilgisi konusundaki hassasiyetinizi yorumlarınızda da gösteriniz.
3 - Her zaman nazik bir üslup kullanmaya özen gösteriniz.
4 - Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, site sahibi yorumunuzu yayınlama ya da yayınlamama hakkına sahiptir.

E-Bülten Aboneliği



Copyright © 2017 | ADA YAZILARI - Tüm Hakları Saklıdır.