E-Bülten Aboneliği



Ayşenur'a...
18 Temmuz 2017/224 Görülme

83 Temmuz, çok sıcak bir Pazar günü. Ayın 17’si. 
Annemin üstünde kırmızı çiçekli bir elbise var. 
Bizim 77 model, hardal sarısı ve henüz 6 yaşında olan Renault Station’un camlarından esen sıcak rüzgar her yerden doluyor arabanın içine. 
Ben de 6 yaşındayım. 
Arka koltuktayım ve ayaklarım koltuktan azıcık sarkıyor, yolu gözlerim hizasında görebiliyorum.  
Radyoda anlamını bilmediğim çok güzel şarkılar çalıyor. Mutluyum. Arabayla dolaşmayı, yolu seyretmeyi ve yolda gördüklerimi seviyorum. 
Üzerimde beyaz çiçekli, yakası pembe bir elbise var. 
Annem hamile.  
Babam tedirgin, annem sabırlı ama rahatsız olduğu belli. 
Nazilli’ye doğru gidiyoruz. 
Tahinli pide yiyeceğiz. Annemin canı çok istemiş.. 
Hava yapış sıcak, annemin yüzü biraz sıkıntılı ama mutluyuz.  
Güle oynaya oturuyoruz pideciye. 
Annem mutluysa biz hepimiz mutluyuz. 
Çok sonra anlıyorum bir ailede önce anne mutluysa kalan ekip peşinden bir şekilde gidiyor. 
O içten ateşlemeli kendiliğinden koşulsuz mutluluk annenin mutlu olması ile olgunlaşıyor, büyüyor insanın içinde. 
Babam 32 yaşlarında, annem 29 larında güzeller güzeli.   
Ben, o yaşlarda daha çocuk kelimesini ağzıma alamazken onlar ikinci çocuğa doğru gidiyorlar. 
Ne büyük cesaret. 
Tabii o zaman çocuk insanım ben. 
İki insanın daha bu yaşlarda ikinci çocuğunu yapıyor olması cesareti beni hiç ilgilendirmiyor. 
Daha çok aileye yeni katılacak olan ufaklıkla ilgili kendime ait endişelerim, hayallerim, yapmak istediklerim ve istemediklerim var. 
Kendisine gelince söylenecek iki üç çift lafım da hazır. 
"Anneannemde kalamazsın!” 
Liste yapıyorum nelere izin verip vermeyeceğime dair. 
Sınırlarımı çizmenin, kendi küçük ülkemi korumanın derdindeyim daha çok. 
Anneannemde kalma meselesi çok önemli. İlk geldiğinde ilk bunu söylemeliyim. 
Orası benim mabedim çünkü. 
Arabada giderken arka koltukta sağ tarafa oturamayacağını da bilmeli. Orası da benim.  
Annemlerin bizim için yaptırdığı altlı üstlü ranzanın üst katı bana ait.  . 
Trenlerimle ve puzzlelarımla oynamasını, balık şekerlerimden yemesini ve kitaplarımı dişlemesini kesinlikle istemiyorum. 
Bunlara uyarsa çok iyi anlaşacağız ama uymazsa ne yaparımın endişesi biraz midemi kemiriyor. 
Annem yerinde duramadığı için bir iki lokma yiyip kalkıyoruz. 
Kalan pideler paket. 
Biz de paketlenip apar  topar çıkıyoruz yola. 
Kucağımda sıcak tahinli mis gibi kokuyor. Canım isterse yemeye devam edeyim diye. 
Ama canım istemiyor. Canım sadece ne olduğunu bilmek istiyor ama o kadar telaşlılar ki beni duyan yok. 
Babam son sürat kullanıyor arabayı. Arka koltuktayım. Dönerken radyo açılmıyor ama ben içimden şarkı mırıldanıyorum. 
Ayaklarımda ki pembe ayakkabılarımın üstündeki beyaz kenarlıklara takılı gözlerim. 
Elimde uzunca bir yaprak var. Son anda arabaya binmeden yerden alıyorum. Yanıma otursun diye. 
Sol tarafa oturtuyorum onu. Kardeşim gelince nasıl duracak diye bakmak için. 
Birşey demiyorlar bana ama biliyorum. İçimi hoplatan bir heyecanla gidiyoruz yolda. Araba sallandıkça o yumak halinde ki heyecanda sallanıyor. 
Midem ağzıma geliyor gibi oluyor. 
Arada bir çevirip kafamı dala gülümsüyorum sanki O’ymuş gibi. 
Sonra yetmiyor bir tane. 
İkiz olsa diyorum içimden, iki tane birden gelse. 
Çok heyecanlıyım. Abla olmak fikri çok gururlandırıyor. 
O kadar ki on kardeşe bakabilecek güçte hissediyorum kendimi. 
Ben istediğimi yapabilirim ama herkesten korurum diyorum. 
Küçük ülkemde bir küçük daha bulunacak ve onun herşeyiyle ilgilenebileceğim diye içim dışımda.
Kimse beni dinlemiyor ama kimin umurunda. 
Yol bitiyor, beni anneanneme bırakıp gidiyorlar. 
Söylemiyorlar ama biliyorum ben, hastaneye gidiyorlar. 
Eskiden böyleydi. Biz şimdi en ufak şeyi bile çocuğumuza açıklıyoruz ya eskiden açıklanmazdı.  
Anneannem anlatırdı ama. Anlatıyor da, 
- Kardeşini almaya gittiler, gel dayınlara geçelim. 
- Annemin karnındakini istiyorum ben, hastaneden alınmış kardeş istemiyorum!
"Tamam işte, onu alıp gelecekler” diyor, Dayımın bahçeli evinin kapsını açarken. 
Çok heyecanlıyım. Hoplayarak geçiyorum bahçeye giden yolu. 
"Lütfen gelsin bir an önce söz anneannemde bir gece kalmasına izin vereceğim” diyorum içimden. 
"Tamam, tamam trenimle de oynayabilir, ama bir kere !” 
Kendi kendime pazarlık halindeyim, kendim düşürüp kendim yükseltiyorum.  
Yetmiyor, kuzenlerimle kız mı erkek mi, ikiz mi, bahislerine tutuşuyorum. 
Gözümü kapatıp çöp çekiyorum sayısız kombinasyonlarla. 
Ablalığa hazırlanıyorum büyük bir gurur ve bilmişlikle. 
Ertesi sabah babam gelip alıyor beni. 
Hastanenin uzun merdivenlerini çıkıyoruz bir bir. 
Ayağımda pembe ayakkabılarım üzerimde beyaz pembe çiçekli elbisem. 
Çok sıcak. 
Merdivenin sonundaki odaya giriyorum. 
Kardeşim…
Benim kardeşim…
Minnacık, küçücük.
Yumuk yumukum. 
Verdiğim bütün sözleri, kuralları, sınırları unutuyorum. 
Sonraki zamanlarda kök söktürüp, kıskançlık krizlerine girip, türlü patavatsızlıkları yapsam, sonra toparlasam, sonra yine bir sürü hatalar yapsam da O’nu bu hayatta hep ama hep çok seviyorum. 
Hep gururla taşıyorum, 
Hep koruyarak seviyorum,
Hep gözümün nuru,
Hep canımın parçası,
Hep ruhumun yarısı,
Hep gülen yüzüm…
Ben 34 yıldır, o odadan girip, O’nu ilk gördüğüm an ki heyecanla seviyorum.  
Ve her gördüğümde dünyayı unutuyorum. 
İyi ki doğdun Çekirdek Hatun….
Çok yaşa sen. Ömrün uzun, mutlu, bereketli, coşku dolu olsun, hayallerin hep sen bu aziz kalbinle gerçekleştir diye peşinden koşsun. 
< Önceki YazıSonraki Yazı >

Yorumlar

Selda Cokbilen / 09 Ekim 2017, Pazartesi
Ara ara girip okuyorum .. sen aklıma geldikce.. başlığından çocukluğa ait bir hikaye olduğunu görünce.. çocuk masumiyetini ve naifligini sıcak, samimi ifadelerle Seçil nasıl güzel yazmıştır merakıyla tıklayıp okudum. Yanılmamışım.. küçük kardeş böyle dürüst beklenir böyle samimi anlatılır ancak.. gülümsedim. Tesekkurederim.
alkım/ 27 Eylül 2017, Çarşamba
Bugün sabah çalışmasında ara verirken bloğuna girdim ve bu yazıyı seçtim. Gözlerim doldu okurken. O arabanın arka koltuğunda oturan küçük Seçil gözümde canlandı. Tahinli pidenin kokusu burnuma geldi. Ne güzel yazmışsın ve iyi ki yazmayı seçmişsin Seçil...Bize istediğimiz zaman eşlik eden yazılar ne güzel :) Ve bu fotoğraf!!! Güneşli bir İstanbul gününden sevgiyle,

Yorum Yazın

İsim Soyisim
E-Mail
Yorum
Gönder
Yorum Kuralları
1 - Yaptığınız yorumun, yazıyla alakalı olmasına özen gösteriniz
2 - Yazım ve dil bilgisi konusundaki hassasiyetinizi yorumlarınızda da gösteriniz.
3 - Her zaman nazik bir üslup kullanmaya özen gösteriniz.
4 - Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, site sahibi yorumunuzu yayınlama ya da yayınlamama hakkına sahiptir.

E-Bülten Aboneliği



Copyright © 2017 | ADA YAZILARI - Tüm Hakları Saklıdır.