Sign up with your email address to be the first to know about new products, VIP offers, blog features & more.

YERİM DAR YERİM

Yazar: Posted on


Yerim dar yerim.
Havuza sığmaya çalışan balina gibiyim.
Herşeyi de getirmişim taşınırken.
Ne bulduysam koymuşum kutulara.
Ben atamıyorum eşyalarımı.
Bezdim bak, üstüme çöktü sabah sabah bu kadar iş.
Bu kadar kitap, kağıt, eşya, kırtasiye.
Nasıl yerleşecek?
Ne vardı kimse gelmesin diye bu kadar diretecek.
Fatoş’u mu çağırsam? Yok olmaz, çok konuşuyor O.
Dur şimdi.
Bu odaya kilim olsa.
Eski koltuğumu kullanayım ikili olanı şu köşeye de.
Ayaklarını beyaza boyatır, döşemesini çiçekli yaptırırım.
Nasıl da denk gelmişti aradığım sandık.
Zımparalanıp boyanacak daha.
Üzerine çiçek desenleri çizdireceğim.
Mor sümbüller sarkacak, erguvanlar da koyarım.
Salyangoz spirali olsun üstünde, notalar belki, bir de zeytin dalı.
Üstüne sevdiğim bir yazı. Baykuş ta olsun.
Hayalimdekini bulmak mı yapmak mı daha kolay?
Mavi çiçekler de eklerim aralara.
Biraz gri, biraz mor, bir parça sarı.
Çok güzel olur.
Kokusu boyanınca geçer mi acaba?
Ağır bir koku sinmiş. Naftalinle karışık.
Çocukken beyaz sabunla naftalin karışımı kokardı kışlıklarımız.
Açık havada beklese geçer belki. Anneannem havalandırırdı.
Hurçların içerisine kaldırırdık.
Ben hiç uğraşmadım kendi evimde yazlık kışlık.
Zaten kışlık giymem, hep ince olsun bana.
Hepsi aynı yerde duruyor o yüzden.
Naftalin gördüm mü yığın yığın kıyafet geliyor gözümün önüne.
Sandık havalanır mı ki?
Bahçem olsa işte.
Bir de o sandığa uyan büyük bir masa bulsam.
Bahçeye de bir masa atar, orada da yazardım.
Yaseminle nergis alayım gelirken köşedeki çiçekçiden yarın sabah.
Boş vazo da olacaktı evde.
Çiçek koksun etraf. Nergis koksun, sümbül, yasemin.
Eşyaların gelmesi niye bu kadar uzun sürdü ki?
Ama dün kolileri bıraktılar ya, bulurlar.
Onlar gelmeden kolileri açamıyorum, kolileri açmadan burası boşalmıyor.
Havalansın biraz, boya kokuları çıksın dışarıya.
Ayağımın altı çok ağrıyor yine.
Louise Hay’in kitabını nereye koydum acaba?
Hep bir yerim ağrıyınca aklıma geliyor bu kitap.
Çizim kursuna gidecektim. Gidip te ben mi yapsam çizimleri?
Duvarlara da çizerim istediklerimi.
Hıhı evet, bir de o eksik kalmasın. Herşeye el atayım ben zaten.
Her yere maydonoz gibi döküleyim.
Hirameki kitabı.
Bir de Midilli’deki Elefteriyades ile ilgili yazacağım.
Bloga koyacaklarım çok birikti yine.
Koleksiyoncu gibi ne bulduysam biriktiriyorum.
Gölgemle kavga ediyorum bu sabah.
Yazmaya çalışıp hala ayıramadığım zamanı bulamayışıma.
Ağzı dolu dolu “oraya parketme abla” diyen adama.
Sürekli ben boşum zannedip araya girenlere.
Asansörde sigara içen kendini bilmeze.
Yolda telefona bakarken çarpıp geçen ergenlere.
Parkta 300 km hızla bana koşan köpeğinden korktum diye “ay ne var korkacak” diyen kadına.
Kızgınım bu sabah.
Kahvaltı etmeden çıkınca böyle oluyor.
İçimdeki yargıç ta çok konuşuyor kızınca.
O kadar da iyi değilsin bence.
Hiç soyunma sen bu işe bence.
Yapamazsın bence.
Vakit erkenken geri dön bence.
Hep bir bencesi var onun nedense.
Neyse hiç girmeyeyim bu muhabbetlere.
Yerim de dar zaten.
Haftada bir yürüyorum artık, iki mi yapsam onu.
Yogaya da başlasam diyeceğim ama.
Başlamayayım öyle herşeye bence.
Spor yaparken korktum kendimden dün.
Nefes alamıyorum arkadaş ben öyle koş koş.
Yavaş spor lazım bana.
Yürüyeyim, yoga yapayım.
İyi işte sakin sakin.
Zaten stresli kadınım.
Hızdan ceza yazıyor evren sürekli.
Rahatlatmıyor ki öyle yüksek sporlar.
Stres oluyorum bir de yapamayınca.
Örgü de öremezdim ben.
Eee tabii sonra “yapamazsın bence”!
Ya ne olacağdı!
Çok acıktım. Bir de kahve olsa.
Adamlar erken gelecek diye koştur koştur geldim kahvaltı etmeden.
Bahçesi de olsaydı be şu ofisin.
Şikayet yok.
Balkonundan denize çıkarım ben de.
Aaaa balkon kapısının kolunu mu kırmış Fatoş?
Bak ama ya! 15 senedir bıkmadın bizim eşyaları kırmaktan be kızım.
İman gücüyle temizliyorsun mübarek.
Yerim dar yerim.
Okyanustan havuza taşınan balina gibiyim.
Kitaplar ancak sığacak buraya, ben nerede oturacağım?
Acele mi ettim ben burayı kiralamakla acaba?
Ama çok gezdim.
Bahçesi de olsaydı.
Çıkar iki nefes alırdım.
Kuş sesleri de olurdu, ağaç olurdu bahçede.
Eğitim aralarında gezinir topraklanırdık.
Yine de denizin tam önünde olunca.
Çaldı gönlümü, unuttum bahçeyi, ormanı.
Yine sıcaklar geliyor. Gözünü sevdiğim.
Ne sevicem, sevmediğim.
Yapış yapış offff.
Sibirya’da kurt muymuşum ki ben bir hayatımda?
Bir taraf ta şöyle büyük ağaç olsaydı keşke.
Balkon gölge olurdu hep.
Gölge şart bana. Şemsiye takarım en güneş alan tarafına.
Hep yazacağım bunu da, unutuyorum.
Ölünce beni serine, gölgeye gömün, güneşin alnında bırakmayın diye vasiyet edeceğim.
Kitaplarımla da bir kütüphane kursunlar. Başka da bir vasiyetim yok diyeceğim.
Bir kahve olsa.
Kahve makinasını, kupalarımı hangi koliye koydum ki?
Dur bakayım yazmıştım telefona kolilerin içinde olanları.
Daha sabahın 9’u, kaç cevapsız var?
Aaaaa eşyaları getiren adam da aramış. Hiç duymamışım.
Kızım bir aramayın bir dakika, bir şey bakacağım normal insan gibi telefondan.
Bak ama durmadı şu telefon.
Efendim!..
İyi ne yapayım. Boğuşuyorum.
Yok ya sıkıldım biraz, çok eşya var.
Gelin.
Tamam, tamam gelin. Ben de sıkıldım tek başıma zaten.
Ama çok iş var bak, yapacaksanız gelin.
Oturmak, yaymak yok.
Aramış adam, mesaj atmış sonra da geliyor az kalmış.
İyi gelin o zaman.
Ay evet kahve de istiyorum.
Yanına da gevrek, peynir bir şeyler alsanıza.
Gelin hadi konuşuruz.
Havuza sığmaya çalışan balina gibiyim.
Okyanus benim yerim.

Henüz Yorum Yok.

Yorum yapmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.